KIRMIZI SURETİNDE BİR MERVE...

26/10/2008


KIRMIZI suretinde bir MERVE…



Yaşımın en alımlısında gelecekle ilk saklambacımızı oynamıştık,


Dün kadar hatırımda…


Sobelenmemek üzere saymaya başlamıştım, 3…2…1
.

Gözlerimi açtım… Cocuk yanim bilmesede, ben büyük yanımla aslında geçmişe


şöyle bir bakmıştım.


Gözlerimi açtığımda yaşadığım dünya, hiçbir tasviriyete benzemeyecek kadar silikti.


Bilemediğim bir el ben daha saklanamadan,


“sobelendin” Merve dedi…


Ürktüm… kimdi bu…


Soramadım … gariplik vardı… Herkes hala saklanmaktaydı…


Bilmediğim bir oyunu oynuyordum şuan…


Anne…(!!!), Baba…(!!!) , korkuyorum hadi çıkın artık!

Yokluk…




Manidar bakışlar altında, bir o kadar da teselliler sınırında elime verilmişti


ilk oyuncak bebeğim…


“Sen sadece oyna, hatırında kalsın sadece, sen sadece oyna”…


Neydi bu cümle, neye benziyordu, neden tekkerür-i bir hal ile sunuluyordu bana?


Bilemeyecek, sorayamayacak kadardım…


Yağmur sonrası bir yaşam…


İlk kez ıslanacak, ilkez anne/baba nasihatından bağımsız saçlarımı sallayacaktım,


Benım masallarımdan sadece hayran kaldığım bulutla yağmurun aşkında,


Aşk neydi…


"Hadi Merve geç bunu erken bir satırdasın, aşk sana gelemeyecek kadar saf bir


sahradasın,


Serabı bile yasak… Çocuk aklın yetmez…"


Bir den satır atladım içimdeki bu büyümüş sesin diktesi ile,


Gökkuşağından renklerin bir bir yağdığı mevsimdi üzerimize,


Altından durduğum hiçbir gökyüzünden payıma hiç renk alamamıştım


Ergendim artık, hevesli akl-ı ruhiyetimin zıp zıplarındaydım..


Günlerin masallarda birbirini kovaladığı yalanına masallardaki gibi, inanmadığım bir

gün,

Sabah uyandığımda “kırmızı “idim, her yanım, her uzvum…


Bahşedileni bu kez tutacaktım, kararlıydım, bana verileni usulca giydim, saçlarım ve


tebessümüm artık rengimde dile gelecekti ya daha ne heves ederdi ergen bahtım!


“Adım kırmızı, bir cinayetim oldu, faili bulunamadı” ilk ifadem böyle verildi, aşk-ı


memnunun meclisinde,

Sevdiğimin elini tutmak, birkaç mektup bulunan, bir de kaçak bakışlar… Hakimin


defterinden okundu bir bir bahtımdan bana kalan yanlar...


“Hiç kimse hüküm giymesin diye” bir dava düşmüyordu burada, hüküm/süz/dük


biz…


Ben kendimi öldürdüm hâkim bey… Seni dinliyorum Merve… diye biten hakim


sesi..


Üzerime verilen kimlikle geçerim sandığım her yağmur , sistem hatası diyip hep red

etti,

Kırmızı nazarında salınırken ben, heybeme kalan bana karışabilecek birkaç renkti,



Ne etsek olmuyor karışan hiçbir renkte var olmamıyordum, birden kırmızı bana


maviyi diledi..


Mavi müebbetti, ne alınır ne de verilir..


Umutsuz bir sabahta, gökkuşağından gidip çaldım maviyi, elimle itelediğim narin


bedenim ucundan bir parça alacakken, kucağıma nasip dercesine bir den düşüverdi


tamamiyle mavi..


Hemen karıştık, bütünleştik ne renk olursak olsaydık artık hiç önemi yoktu

nazarımda,


Birden gençlik hevesimin unuttuğu bir hafızada o anlar geldi… bir … bir…


Gökkuşağından çaldığım renk bir faciaya iştikal etmişti, yağmur sonraları yoktu


artık,

İlk dokunuş…İlk heyecan…Bu kadar mı ağırdı bedeli..


Hakim bey, bilsem onun hiç almaz, hiç mi hiç yaklaşmazdım,


“İnsanfsızmış” gibi geçen bakışlar altında sayamadığım bir ton yıl,


Üzerime yapışan her şeye inat, rengim ısrarla bırakmamıştı beni…


Karar vermiştim, her sabah nezaretinde uyandım ve belirdim aynada,


Elimde oyuncaklardan tanıdık gelen, gerçek dunyanın silahı,


Dünyaya seslendim “ bir dakikalığına dur”..


Son kez baktım kendime aynada, neydim..neye benziyordum….


Ben kırmızıydım… En lerin sultanı, hiçlerin annesi, ben…


Kafama bir yutkunma kadar yakın denecek mesafede tuttum silahı,


Elveda kırmızı…Güzeldin..Güzeldi..Güzel..Güz..Gü..G


“Merve uyan hadi, bir ton haber bekliyor seni”.


Bir ton cinayet, yangın, ölüm…


Hakim bey, ben haber yaparken bir haberin manşetinde bir "ad" olmuştum…


Adı kırmızı, faili bulunamadı…


Hiç bir savunma kurtamazdı artık beni...


Müebbet bir gönülden yazıldı bu yazı sizlere,


Kendi eseretinde geçen onca sene,


Renksizliğin resminde bir tek gülüş kaldı,


Mahkum satırlarıma gardiyan bir müddet izin vermişti,


Tamam gardiyan kapa kapıları


Nokta hadi kon cümleme, ama üç tane,


Çaktırma gardiyana, o bitti sansın,


Ben yazıyorum, yazacağım hala ve hala..


Kapı kapandı… Merve girdi bir göz kırptı sadece noktaya,



MERVE SERİDAG

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

BEN OKUMAYI SÖKTÜM "ANA"

26/10/2008

OKUMAYI SÖKTÜM "ANA"


Öyle bir yere geldim ki,

Ayak izimden ayağımın kalmadığı bir dehliz…

Bu iskeleye beni getiren neydi, hem kar hem de su,

İmkânsızlık mı kuşanmıştım, su donar buz olur…

Buz erir su…

Ayak/sız/ım

Her şey birbirine dönüşebiliyordu ve işin en hesapsız yanı, kimse kimseye

Sormuyordu… Neydin… Ne oldun…

Olanı olduğu gibi kabullenmek ti tüm mesele…

Buz oldum…

Soğuk iklimlerin yüreğinde ağırlandım,

Sıcak bir sevdam olmadı hiç… Erimek pahasına ben göze almışken sevdayı,

Isıtmak bedel olamadı bizim oralarda…

Su oldum…

Her tende gezdim, dolaştım… Suretler benden kendilerine baktılar,

Dünyaya bir halka daha atmak isteyenlerin uğrak yeriydim.

İçildim, saflığım sorgulandı başka diyarlarda…

Kaynak oldum, sorumluluğu tümden omuzlarımda…

Pınarlarım oldu sonra… Nehirlerim, benden sıyrılan bir yatak yapıverdi kendine…

İşte bu yüzdendir ya zaten sitemim... Giden bir şey olabilmişti,

Peki ya kalan…

Benden beni çıkarsam kaç kalırdı geriye…

Hocam ben henüz anladım çıkartma işleminde eksi(-)imiş her şeyi bozan!

Oysa herkes eklenmek üzere bir araya gelirdi bizim oralarda…

Ben hiç deniz görmedim, ilk kez geldiğim bu yer eğer deniz oluyorsa,

Nereden bileyim şimdi… İlk kez gördüğüm bir şey, görmek istediğim miydi?

Ben okumayı ilk söktüğümde, kırmızı kurdele takmayı ret eden ilk çocuktum sınıfta…

Annem üzülmesin diye teselli eklemiştim yakama…

Bize bakarak okuma yazma öğrettiler ana…

Ben tam heceleyecektim, hoca “âli” dedi, ben tam sökecektim hoca “cümle olu verdi”

Ben hiç okumadım ki…

Aliler Ayşeler sırf kol gezsin diye bana hoca hiç ses ettirmedi!

Oysa ne çok şey diyecektim…

Ayşe o ılık sütü hiç içmemiş, âli o ata hiç binmemişti ana…

Biz kandırıldık!

Şimdi anladın mı sen makarna paketinden bana defter kabı yaparken,

Sen öğünüme kardeşlerimin nasibinden çalıp bir parça daha ekmek koyarken,

Ben neden hiç o önlüğü giymedim…

Hatırımda kalan şuan sadece direnişlerimdi,

Memleketime, aileme, deftere, kaleme,

Ha bir de öğretmenime…

Ardımdaki ize bakıyorum şuan… Vay be numarası delikanlılığımdan büyük,

Bastığı yerde bıraktığı boşluk, sevdiğim kız kadar…

Peki, söyle bedeni sulara, ruhu karda kalan adam.

Ali ata gerçekten binmiş olsaydı,

Ayşe o ılık sütü içseydi…

Biz burada olur muyduk peki…

Öyle bir yere geldim ki,

Koca bir adam görünümünde âliler,

Sevdiğim kız suretinde Ayşeler,

Tam sınırdayım kıtlığın… At gitmemeye yemin etmiş,

Süt sağılmamacasına anneden kesilmiş…

Benim olduğum yerde cümle yok, kelimeler hecesiz,

Tüm tüm yutulur ekmek bizde, bölersen daha çok acıkırsın diye…

Koca bir adam koca bir ömür nispetinde,

Hey gidi dünya, karaları kapladığını üçte biri kadar ıslat beni…

Buz dağı artık anla sende, senin bir diğer görünmeyen yanın yok

Çırılçıplakken sen böyle…

Ayak izim sende çekil bir şöyle…

Müsadenle bir kez daha basmak istiyorum,

Anamin mezarindan geldim evvel bir zamanda,

Ben bu kez okumayı söktümde…

Bak dinle ne der hecelerim.

"ana"...

Ben okumayı söktüm "ana"
__________________
Kendimi unuttuğum her yerden izbelerini toplamaya çalışan bir siluetim. Adım KIRMIZI.. FAİLİM bulunamadı...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

26/10/2008





(4 FARKLI SESTİ..)

BEN/TOKATI/BANA

HİÇ BENZEMEDİ...


Kimse varmı;

Bu satırlar çok ses çıkartacak, yüksek topuk hecelerde parmak uçlarimdan dökülecek...

Uyuyan bir bebek, yada bir hasta,

rahatsizlik vermek istemem..

Başliyorum o halde yüksek bir rakimdan kendimi atmaya!!!

Sıcak suyun vücümdaki etkisi, üşümemi geçirecek kadar değildi,

Tenime değen her izi,yine değecek olan biri ihtimali

ile ,acıtmadan (!!!) kendimi temizlemeye çalıştım,ve bir sesle

irkildim!

Düşünmek:" yine mi aynı seneryo, yoksa senaryo yine mi aynı"

Kelimelerin yeri değişmişti sadece, oysa yine de seneryo da aynıydı!

Nasil bu hale gelmiştim...Bedenimin ağırlınca bir adım attım ,

Ellerim önce gözlerimde sonra yanaklarimda gezdirdim.

Benden geriye hiç/ben/kalmamıştım...Gözlerimin feri

intiharlardan son kez bakmıştı bana,

"o an"...

Yanaklarimsa ten rengini çoktan al aşağı etmişti,

Siluetim aynada...O bakar bana , ben ona...

Saçlarima dokundum sonra, kökünden gelen bir isyanla,

"dokunma artık" dedi bana...

Bismillah... bedenimin bana hükmettiği, benden elini eteğini çektiği an!


"Ne kadınsı yanin, nede çocuk tavrin, ne de araştirmaci sentezin"

Kokusundan tanınan bir denek,tüm deneylerin denenmemeye yemin ettiği en son örnek olmuştum...

Ben ne olmuştum..(!!!)

Soğuk suyu actim bukez bir hışımla,sıcaktan kokuşan organlarıma inat!!!

Aktı...Akti...Akti...

"Benden bu kadar ,artik yıkayamam seni",
Üzgünüm...

Su birden çekildi...Her damlası kahkahalarla terk etti beni.
Kurudum...

Aynaya yöneldim tekrar ve seslendim:

"Kimse var mı"...

Varmı...Varmı...Varmııııııııı.....

Birden 4 tane ben belirdi aynada,

"variz"...

Kadın halim önce dile geldi tüm kadınsılığı ile;

"yıprandım! Bak bedenim ayyukta,ya çekidüzen ver bana, ya da terk et hemen şuracıkta"

Çocuk halim sonra seslendi bana,

"Hani masallarda idi olması mümkün olmayan herşey, neden Alice kadar harika kalamadın diyarında"

Araştirmacı halim atıldı hemen;

"Bunca araştirma yaptın bir tek sendeki faili bulamadın, Fail sensen , ben yokum, sentez kalamam artık sana"

En son suspus bekleyen bedenim geçti sol yanıma ve baktı uzunca..

"Şimdi sana ne desem ki;

Kirlettiğin ruhunla ben sen kalamam,

Ya girmemek üzere,bir daha kapıdan çıkar giderim,

ya da müebbet bir halde safkan bir siluette sen li yaşarım"
Birden kapadım kulaklarımı!
Ses...Ses...Ses...

"Sen kalamam, sentez kalmam, Alice harikalarda"

.....(!!!).....(!!!)....(!!!)....


Beynim donmuş,olduğum yere yığılıvermiştim!!!

Bir şeyler yapın hadi, bir şeyler, ne olur, öyle bir şey ki dimdik kalabileyim , hadiiiiii.....

Bedenim, kadın yanım, çocuk yanım ve araştırmacı halim yaklaştı yanıma....

gözlerimi sımsıkı kapadım!!!!...Kimse varmı;

ah.....

Birden bir tokat tümgücü ile sillesini vurdu bana...(!!!)

Acı yok...Sızı yok...Kanda yok...

Gözlerimi açtım,hiç bir yanım yoktu ortalıkta,

Bu iyi gelmişti...Hemen aynaya baktım, gözlerim, yanaklarım, saçlarım işte yerli yerindeydi...

Daha bir güzeldim, alımlı,Alice de gittikçe benzemiştim...

Kapıyı açtım hemen, attım kendımı bana...

Heyttttttt... BEN/TOKATI/BANA HİÇ BENZEMEDİ....

İYİKİ VARSİNİZ,SİZ OLMASAYDINIZ,DİZİNİ DÖVECEKTİ GEBE KALDIĞIM TÜM ANNELLER,
KIZLARI İSE HİÇ DAYAK YEMEYECEKTİ....

04/9/2008...

18.45

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ÇİFT KİŞİLİK MONOLOG

26/10/2008

 




 


ÇİFT KİŞİLİK BİR MONOLOG.

Ezik bir ağustos ayının sıcak bir seramonisi ile ses verdim ..
Bende bir ağustos böceği olmuştum...
Satır aralarından rahme düştüğüm hâlâ anlatılır...
Babamin fazlaca bilimsel olması, anneminse bilememesi tam karşınızda duran "gözyanılması" ben kıvamını sunmuştu.
Öyle şaşırmış gibi yapmayın! Gerçekten şaşırın çünkü ben tek bir seste iki kişiym...!
Neye benzediğimden çok, benzediğim üzerinde durmuştum.
Kısa lafın uzunu bu satırlarım olsa gerek.
Biletsiz bir gösteriye uzansın o halde gözler...(ler,ler,ler)
İz düşümü yaratan her heceden telif hakkım alındı. Ne bekliyoruz o halde...
Acılsın hadi satırlar...(!!!)

Adımın bana verildiği tepede başladı ilkez başkaldırışlarım,
Doğuştan gelen zıp zıplar herdaim sindi adıma...
Bir bedende iki kişi yaşamak zordu evet... çift bir yaşamda kendi isteklerim ancak diğerinin hakkı kadarına müsadeli iken,
Onun gibi suskun kalmak adima yakışmazdı...
(Konuşurken "adım" hizasına geçme)

Sizinde şahit olduğunuz üzre bir karmaşaydı benimkisi,
Konuşsam hece kimin, yazsam DNA sı hangi alfabenin...
Kemik ölçümlerinde geçen 24 yıl, dile kolay olmadı elbet...
Çift kişiydik...Nöbetleşe bir dili bekledim durdum..
Dünyaya ait olmadığımı anladığım gün çekip gitmiştim kendimden.
Doğarken başlayan kimlik sorunum, kişilik sorununun önüne çoktan geçmişti...
Bilim adamına yakışmak mı daha cazipti, yoksa bilmeyenin en büyük kızı kalmak mı?
(Bence sen hiç olmamalıydın ya, var/oldun)
ilk iş görüşmemde kendini anlat sorusuna yanıtım:
"Bir fareden daha lüks yaşayan,bir gezegende soluyan ve oturup orada bir mangal başında kebap yapan bir adanalı, biraz kendine has gazeteci, birde bilinmeyenin en büyük kızı, bileninde asi evladıyım"
Demiştim...
(başlamadan kovulmuştum)
Asi yim...Gözlerimin içine bak yazar! Uzaktan seyretmesi değil, çift gözbebeğimden al kaleme beni...Trajı komik yaşantım tirajlarımı epey arttırdı... Hasılatı anne ve babamın beklediğinden epey fazlaydım!
Yazar! anlaşmamız buraya kadardı... Suskuna tek bir itirafım" ya huyundan ya suyundan"... benide az suskun bırakmadın, Ne gözün ne de kaşın.. Biilmezmisin suret-i tasvirin ne benden fazla ne de eksik...
Dört dörtlük bir yaşamda ikilik bir atış yaptık biz... Bol geldik namluya, Bu yüzden aynı anda ölemedik hiç...Bari son duamda yalnız bırak benı ve konuşma!!! Bilmezmisin gidilecek yerde, ne sen tanıyacaksın beni ne de ben seni..(!!!)
Mahşeri bir telaştada sırat-ı geçerken suskun olursan ... İşte alnından ozaman öperim seni...
...Ben asi...

Yazar sen kulak ver iç sesime benim. Abartılı hali doğumundan beri var olmuştur Asi'nin . Bahsettiği gibi ne bilimsel ne de bilinmeyen...Aşıklığın ve aşkın en susmuş canından düştüm rahime ilkin.. Sakin geçen bir yaşama atılmıştım... Hayata başkaldırmadikça pası silindi kulaklarımda isyanların... Sakin bir fanusta oksijenle ilk dansımız ötenazimi isteyen bir hidrojenle bitmişti ve payıma" sus" getirilimişti ziyaretlerimde... Tüm serzenişlerimi topladım ve evlat cesareti ile büyüttüm kendimi. Ortak bir dil nöbetinde, söylediğinin aksine hep devrettim kendimi... Asi kadar dik başlı değildim , ama sus payı kadar yönümü bulurdum... Bonibonumsu bir cocukluk ardından çubuk kıraker genç kızlığımı ağırladım... Mutluydum/mutlu/ olacağım... Asi sayesinde mavi önlük giyemedim... İki belik saçlarımızla okumayı öğrendik...
(mavi önlüğü sen istemedin, , saçlarını örmeyi de sayemde öğrendin)
Yazar, bu satırları yazmak bir bedel ister..
Beni susturmak kolay... Mürekkebimle asabilirm kendimi...
Peki ya Asi?... Sakın manşetine taşıma bizi, sen ki biraz kendine has gazeteci, sen ki kırmızı bir fail, sen ki satırların seri katili...

Yaz...Çiz...

Bir itiraf: "Ya huyundan ya suyundan ya hani... Bakışlarımda ki huyum senden Asi.. Kaşlarımın şaha kalkışı yine sen.. Susturamadım gözlerimi gitti..
Merve tepesinde Sefa'yı ararken bir telaşede çift kişilik ses ile aramıştık Hacer annemizi.. Oysa 7 kez gidip gelmekti bedenin hicreti..
Aynıyız.. Ne eksik ne fazla.. Sadece diyorum ki abartma... Yazar, anlaşmamız buraya kadardı...
Tanımadın galiba bizi...
Hasılatı bir aşkın tahmininden fazla bir cenin, yaşı bizden büyük bir çiftiz...
...ben suskun...
Öpülecek tek bir alın varken , ne ayrıcalığı kalır busenin... Buda bir dip nottur sana Asi...

Süre doldu...Tik-Tak...

Yazar; Yazmayı bir bırakta dinle bizi!

Dinliyorum...

BİZ GİDİYORUZ/BİZ GİDİYORUZ

İYİ BAKIN BU ÇİFT SURETE... BİR YAŞAMIN MONOLOG PAYLAŞIMINI ANLATAN BU RESİME, İYİ BAKIN...

Ordan bakınca kaç kişi görüyorsunuz ? Resimde kaç kişi var...

Merve'ler gitmekle eksilmez...

Cümlem kapat perdeyi, Kelimeler ışıkları kapatın sizde...Çift kişilik monolog bitmiştir , binlerce gözde...
Emeği geçen her merve'ye teşekkürler...

YAZAR , etrafına bakındı şaşkınlıkla...
alkışlar... alkışlar..

"o" sadece bir göz yanılması idi!

Bu insanlar neyi alkışlıyor du ki...???

Perdeyi açtı ve seslendi: "MERVE" ...

yazar ne söylecekti sizce binbir öfkeli hali ile?

Bu afiş, bu çehre...

Kimsin sen???


MERVE SERİNDAĞ
__________________
Kendimi unuttuğum her yerden izbelerini toplamaya çalışan bir siluetim. Adım KIRMIZI.. FAİLİM bulunamadı...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Lâl...

26/10/2008







LÂL…

Ezanlar hangi vakti çağırı baba,


Lâl olmuş bedenime hangi fail dil dokunur…

Bir tek ağzım var uzuvlarımda barınabilen,

Bir tek ağzım…

Konuşmaya gene de yetemiyor işte, belki diyorum yalnız olmasaydı…

Çok şey dile gelir miydi?

Bu salâ kimin baba?

Dur söyleme, ceset benim, henüz teşhis edebildim kimliğimi…

Suallerin hangi cevabında kaybettik biz birbirimiz…

Şimdi ezanlar okunuyor, peki kıble nerede?

Heybemde onca topladığım vakit, yeter mi beni diriltmeye, yetebilir mi ?

Kemanın nazlılığında salınır tüm susuşlarım,

İkimizin de elinde iken 14 lük gece!

Sıkacaktın üzerimize üzerimize…

Boşluğa kurşun işlemez, işleyemez baba, ruha dokunmayan barut ateşlemez tetiği.

Gözlerin muammaya uğurlanırken, çatık tek kaşın bana kaldı,

Her kaşımı kaldırdığımda “gölgen” daha da bir ağır geliyor…

Bu salâ kimin baba?

Sırtımı dönmem cesedime toprakta, sen meraklanma babam, dönemem!

Çatan kaşlarım vardı ya hani…

Şimdi sorar sual sual!

Durun minareler! Minberde ruhum telaşla kıbleyi arar…

İhtiyatli bir ah yükselir şehr-i cismaniyetime,

Eyvahlar da yetmiyormuş baba siluetime!

Meçhul bi çareliğimde yaslansam omzuna, ikimizi de taşır mı düşüncelerin?

Ezanlar hangi vakti çağır baba?

Pusulamda kaybettim ana yurdumu,

Baba ocağından olsun bu kez de ölümüm…

Bir tek ağzım kaldı baba, bir tek…

Konuşsam hiç olacak, sussam hep…

Ben hangi arada lâl oldum…

Musallaya değince başım anladım, ben senden bir parçayım,

Toprak yabancı değil bana şimdilerde, ateş az yakmadı elinden almak için beni…

Toprak kadar” yağmur sonrası kokan” olamadın!

Ezanlar beni çağırır baba!

Şahadeti arzular bedenim şimdi…

Ilık ılık akar günahlarım,

Son nefes ne zormuş baba!

Alsan, veremeyecek kadar soluksuz…

Versen, alamayacak kadar ucuz…

Ben her gün ölüyordum baba, ezanlar yeni değil…

Sadece ruhum huzurunda Allahın ve ayyukta!

Bir fatiha kalır ardımda, bir de yorgun dünya,

Bu ezanlar bu salâ… Bana baba!

Burada zaman ben olmuşken, sadece bana, bir tek bana baba!

MERVE SERİNDAG..

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

SUSKUNLUĞUMUN HER ZERRESİNDE DİLE GELİR ASİLİĞİM...

SUSMAK NEREYE KADAR SUSMAK, ASİLİKSE ÇEKİNDİĞİN EY RUH, BIRAK KENARA KENDİNİ VÜCÜDÜN DİLE GELİNCE SUKSUNLUĞUNDA BİTER...Bir garip gazetecidir failim .. yani kendimdir aslında manşetim....

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro